Yeni 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK“) ile hukukumuza kazandırılmış olan en önemli davalardan biri haklı nedenle fesih davasıdır. TTK 531. maddesi ile düzenlenen bu dava ile hâkim ortağın menfaat ihlallerine karşı çaresiz durumda kalan azınlık pay sahipleri için oldukça önemli bir olanak yaratılmıştır.

Haklı nedenle fesih davası uygulamada şirketten ayrılmak isteyen pay sahipleri için de bir çıkış noktası yaratmaktadır. Paylarını iradi olarak bir başkasına devredemeyen ve şirket bünyesinde yer almak istemeyen pay sahipleri, bu dava ile şirketten çıkarılmalarını isteme hakkına sahiptir. Zira bu dava neticesinde, hâkim tarafından fesih yerine bir takım alternatif çözümlere karar verilebilmektedir. Uygulamada çoğunlukla haklı bir nedenin varlığı halinde, şirketin devamlılığını sağlamak amacıyla, davacı pay sahibinin pay bedellerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verildiği gözlemlenmektedir.

Bu makale ile genel olarak anonim ortaklıkta haklı nedenle fesih davası hakkında bilgiler verilecek ve ardından davanın uygulamadaki görünümü ele alınarak şirketten ayrılmak isteyen pay sahiplerinin neler yapabileceği üzerinde durulacaktır.

A. Genel Olarak Haklı Nedenle Fesih Davası

Sermayenin en az %10’una (halka açık şirketlerde %5) sahip olan payların sahipleri, haklı bir nedenin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini Mahkemeden talep edebilir.

Bir diğer önemli husus ise “haklı neden” kavramından ne anlaşılması gerektiğidir. Haklı neden kavramına yargı kararları ve doktrin ışığında şunlar örnek verilebilir:

  1. İsviçre Doktrininde, genel kurulun devamlı olarak hukuka aykırı şekilde toplantıya çağrılması ya da genel kurul toplantısı için hiç çağrı yapılmaması[1], pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının engelleniyor olması[2], aile şirketlerinde yaşanan ailevi ve kişisel problemlerin şirket üzerinde olumsuz etkiler yaratması[3] ve şirketin uzun bir süre kâr dağıtımı yapamaması[4]  haklı neden olarak gösterilmektedir.
  2. Türk Doktrininde, şirketin kötü yönetilmesi ve şirket kaynaklarının devamlı olarak çoğunluğa aktarılması veya çoğunluk lehine kullanılması haklı neden olarak gösterilmektedir[5].
  3. İsviçre Federal Mahkemesi kararlarında ise kâr payı dağıtılmaması gibi sebeplerle azınlık pay sahipleri haklarının sürekli olarak ihlal ediliyor olması, haklı neden olarak sayılmaktadır[6].
  4. Yargıtay kararlarında da şirketin sürekli olarak zarar etmesi, şirketin kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, pay sahipleri arasındaki ciddi anlaşmazlıklar ve ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüde düşmesi gibi hususların haklı neden olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir[7].

Sayılan örnekler sınırlı olmamakla birlikte, haklı neden kavramına nelerin dahil edilebileceği hâkim tarafından somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecektir.

Haklı nedenle fesih davasında yetkili mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Davanın, bizzat şirket tüzel kişiliğine yöneltilerek açılması gerekmektedir. Yargıtay’ın bazı kararlarında, davalı hâkim ortağın şirketten çıkarılmasının talep edilmesi halinde, davanın, davalı pay sahiplerine de yöneltilebileceği belirtilmiştir[8].

TTK’da haklı nedenle fesih davasına ilişkin olarak bir hak düşürücü süre yer almamaktadır.

B. Hâkim Tarafından Alternatif Bir Çözüme Karar Verilebilmesi

Haklı nedenle fesih davasının en önemli özelliklerinden biri de hâkimin talep dışı karar verme yetkisinin de bulunmasıdır. Bir başka deyişle hâkim, fesih yerine kanunda da belirtildiği üzere; pay sahibinin, pay bedellerinin ödenmesiyle şirketten çıkarılmasına ya da daha uygun başka bir çözüme karar verebilir. Buna göre hâkim, somut olayın özelliklerini göz önünde bulunduracak ve şirketin feshinden daha uygun ve hafif bir çözüm olduğuna kanaat getirirse bu yollara başvurabilecektir.

Doktrinde, bu tür durumlarda hâkim tarafından, kâr payı dağıtımına karar verilebileceği, gerekli görüldüğü takdirde şirket esas sözleşmesinde değişiklik yapılmasının sağlanabileceği, genel kurul kararının içeriğinin değiştirilebileceği ya da genel kurul kararının geçersizliğine karar verebileceği, bir pay sahibinin yönetim kurulu üyeliğine getirilebileceği vb. birtakım örnekler sayılmaktadır[9].

Feshin son çare olması ilkesi uyarınca, hâkimin ticari hayatın ve şirket faaliyetlerinin devamlılığını gözetir bir tutum sergilemesi gerekmektedir[10]. Bununla birlikte davacı azınlığın da menfaati dikkate alınmalıdır. Bu yönüyle haklı nedenle fesih davası, şirket içi uyuşmazlıkların çözümlenmesi noktasında etkin bir yöntemdir.

C. Pay Sahibinin Şirketten Çıkarılmasına Karar Verilebilmesi

Uygulamada çoğunlukla haklı nedenle fesih davasının terditli olarak açıldığı ve davacıların şirketin feshi talebinin yanı sıra şirketten çıkarılmayı da talep ettiği gözlemlenmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, hâkim, şirketin feshini son çare olarak göz önünde bulunduracaktır. Doktrinde sayılan alternatif çözümlere ise çoğunlukla hakimler başvurmamaktadır. Buna karşın haklı nedenle fesih davalarının önemli bir bölümü, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesi ile sonuçlanmaktadır. Zira TTK lafzında da bizzat örnekseme yolu ile bu alternatif çözüme işaret edilmektedir. Ancak hâkim tarafından bu alternatif çözüme başvurulacaksa davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesine de karar verilmesi gerekecektir. Hatta davacı pay sahiplerinin pay bedellerinin ödenerek şirketten çıkarılması seçeneği göz önünde bulundurulmadan şirketin feshine karar verilen birçok yerel mahkeme kararı hakkında Yargıtay tarafından bozma kararı verildiği gözlemlenmektedir[11].

Uygulamada çoğunlukla davacılar tarafından, şirketin mali ve finansal durumu hakkında bilgi alınamaması ile bilgi alma haklarının engelleniyor olması, şirketin sürekli olarak zarar etmesi ve iyi yönetilemiyor olması, pay sahipleri arasında sürekli olarak ihtilaf yaşanıyor olması ve bu durumun şirket faaliyetlerini sekteye uğratması, şirketin sürekli olarak zarar etmesi, şirketin amacını gerçekleştirmesinin artık mümkün olmaması gibi iddialar ile haklı nedenle fesih davası açılmaktadır. Kuşkusuz bu ve benzeri iddialar, haklı neden kavramına dahil edilebilecek niteliktedir. Bu durum, iradi yolla şirketten ayrılamayan ve paylarını bir başkasına devredemeyen pay sahiplerine de bir olanak tanımaktadır.

Uygulamada şirketten ayrılmak isteyen pay sahiplerinin, adeta şirket ile arasında ihtilaf yarattığı ve terditli olarak haklı nedenle fesih davası açarak esasen şirketten çıkarılmayı amaçladığı gözlemlenmektedir. Bilhassa azınlık pay sahipleri tarafından şirketten çıkma imkanı bulamadıkları takdirde, öncelikle azınlık pay sahiplerinin gerçekleşen genel kurul davasına katılarak TTK 420. maddesi uyarınca bilanço görüşmelerini ertelettikleri, akabinde genel kuruldan kanunda verilmesi yer almayan bilgi ve belgeleri talep ettikleri, bu usul ve yasada yer almayan talepleri şirket tarafından reddedilince TTK 437. maddesinde düzenlenen bilgi edinme davası, TTK 445. maddesinde düzenlenen genel kurul kararının iptali davası, TTK 439. maddesinde düzenlenen özel denetçi tayini davası, akabinde TTK 555. maddesinde düzenlenen yönetim kurulu sorumluluğu davalarını açarak şirket ile bu kadar fazla sayıda ihtilafı olan azınlığın şirketin feshini istemesinde haklı bir nedeni olduğu iddiası ile Mahkemeye başvurarak alternatif çözüm yolu olan davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesi ile sonuçlanmaktadır. Bu gibi hallerde, davacı şirket ortağının haklı sebeplerinin varlığının tartışılması, davacı azınlık pay sahibi tarafından ikame edilen davaların sadece uyuşmazlık ve dolayısıyla haklı sebep yaratmak amaçlı olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

D. Haklı Nedenle Fesih Davasının Tahkime Elverişliliği

Haklı nedenle fesih davasının tahkime elverişliliği konusunda doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Ancak Yargıtay uygulamasına göre, şirketin feshine ilişkin bu davanın tahkim yolu ile çözümlenmesi mümkün değildir. Yargıtay incelemesine konu olmuş bir uyuşmazlıkta, davalı vekili tarafından, hissedarlar arasındaki uyuşmazlıkların çözümü konusunda ICC Tahkim Enstitüsünün yetkili olduğu ve hissedarlar sözleşmesinde tahkim şartı olduğu belirtilmiştir. Yerel mahkeme tarafından tahkim şartının varlığı göz önünde bulundurularak davanın usulden reddine karar verilmiştir. Ancak Yargıtay, sadece tarafların iradelerine dayalı konular hakkında tahkime gidilebileceğini, fakat şirketin feshine ilişkin bir uyuşmazlığın tarafların iradelerine bağlı olmadığını belirtmiş ve uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenemeyeceğine karar vermiştir[12].

E. Haklı Nedenle Fesih Davasının Dava Şartı Arabuluculuk Kapsamında Değerlendirilmesi

19.12.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7155 sayılı kanun ile “konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda”, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirilmiştir. Bu düzenleme ile hangi ticari davalar için arabulucuya başvurma zorunluluğu doğduğu ile ilgili uygulamada tartışmalar mevcuttur. Bununla birlikte, uygulamada çoğu ticari dava için öncelikle arabulucuya başvurma eğilimi olduğu da gözlemlenmektedir. Ancak haklı nedenle fesih davasının konusunun bir miktar paranın ödenmesine ilişkin olmadığı açıktır. Davanın terditli olarak açılması ve hatta davacının doğrudan paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmasını talep etmesi durumunda dahi haklı nedenle fesih davasının, dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Zira bu ihtimallerde dahi dava esasen şirketin feshine ya da davacının bir denkleştirme ile şirketten çıkarılmasına ilişkindir. Henüz yeni denilebilecek bir düzenleme olması nedeniyle konuya ilişkin Yargıtay uygulaması şekillenmemiş olmakla beraber ilerleyen süreçte yargı kararları ile uygulamaya yön verileceği düşünülmektedir.

Sonuç

Haklı nedenle fesih davası, haklı neden kavramına nelerin dahil edilebileceği konusunda hâkime oldukça geniş bir takdir yetkisi tanımakta ve hâkim, bu dava neticesinde talep dışı karar verebilmektedir. Bu yönüyle dava, özellikle şirketten ayrılmak isteyen pay sahipleri için önemli bir olanak sağlamaktadır.

Haklı nedenle fesih davası ile ihtilaf halinde olan azınlık ve hâkim ortak arasındaki çözümsüzlük halinin ortadan kaldırılması amaçlanmakla birlikte fiilen çözümsüzlük olmamasına rağmen şirketten ayrılmak isteyen pay sahipleri bakımından da açtıkları diğer davalar ile birlikte haklı sebep oluşturma imkanı tanınmıştır.

Kaynakça

  1. Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara 2011, s. 1791 dpn. 145’den naklen Zürher Kommentar, Art. 736, N. 44 vd.
  2. Tolga Ayoğlu, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 227 (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi-2013/2) dpn. 25’den naklen İsviçre Hukukunda Federal Mahkeme’nin Togal (JdT 1980 I, 86 vd.) ve Grümser Kararları (BGE 126 III 266)
  3. Tolga Ayoğlu, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 227 (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi-2013/2)
  4. Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 3. Bası, İstanbul, 2013 s. 292-295
  5. Füsun Nomer Ertan, (İÜHFM C. LXXIII, S. 1, s. 421-440, 2015)

Yargı Kararları

  1. Schweizerisches Bundesgericht BGE 105 II 114 S. 121, BGE 105 II 114 S. 129 ve BGE 105 II 114 S.130
  2. Y. 15. HD. E. 2014/18024, K. 2015/12808, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 09.07.2019.
  3. Y. 11. HD. E. 2015/2387, K. 2015/8048, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019
  4. Y. 11. HD E. 2018/1177, K. 2019/3046 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019
  5. Y. 11. HD E. 2015/9088, K. 2016/2352 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019
  6. Y. 11. HD E. 2014/141, K. 2014/6951 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019

[1] Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara 2011, s. 1791 dpn. 145’den naklen Zürher Kommentar, Art. 736, N. 44 vd.

[2] Hasan Pulaşlı, a.g.e. s. 1791

[3] Tolga Ayoğlu, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 227 (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi-2013/2) dpn. 25’den naklen İsviçre Hukukunda Federal Mahkeme’nin Togal (JdT 1980 I, 86 vd.) ve Grümser Kararları (BGE 126 III 266)

[4] Tolga Ayoğlu, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 227 (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi-2013/2)

[5] Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 3. Bası, İstanbul, 2013 s. 292-295

[6] Schweizerisches Bundesgericht BGE 105 II 114 S. 121, BGE 105 II 114 S. 129 ve BGE 105 II 114 S.130

[7] Y. 15. HD. E. 2014/18024, K. 2015/12808, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 09.07.2019.

[8] Y. 11. HD. E. 2015/2387, K. 2015/8048, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019

[9] Füsun Nomer Ertan (İÜHFM C. LXXIII, S. 1, s. 421-440, 2015)

[10] Y. 11. HD E. 2018/1177, K. 2019/3046 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019

[11] Y. 11. HD E. 2015/9088, K. 2016/2352 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019

[12] Y. 11. HD E. 2014/141, K. 2014/6951 Kazancı İçtihat Bilgi Bankası, Erişim Tarihi: 01.08.2019

© 2021 ASF Hukuk&Danışmanlık Tüm Hakları saklıdır.
Bu site Mesut Arslan tarafından yapılmıştır.

logo-footer

                

Yasal düzenlemelere uygun çerezler (cookies) kullanıyoruz. Detaylı bilgiye Çerez Politikası
sayfamızdan erişebilirsiniz.